MUSHAF TERTİBİNE GÖRE KUR’AN SURELERİNDE İSRAİLOĞULLARI

               

    İnsanlığın baş belası, her dönemde İslam’ın en büyük azılı düşmanlarından olan Siyonist zihniyetli israil toplumu Kur’an-ı Kerim’de her yönüyle anlatılmıştır. İslam tarihine bakıldığında yine bu topluğun fitne ve bozgunculuk çıkaran bir topluluk olduğuna şahitlik etmekteyiz.     Onlar belli bir yerleşim yerine sahip olmamış ama yeryüzündeki bütün tağuti sistemlerin desteklediği şımarmış şımartılmış bir topluluktur. Bu şımarıklıktan yola çıkarak kendi gayri meşru hedeflerine ulaşmak, hakkı olmayan toprakları ,o toprakların asıl meşru sahibi olanlarının elinden alabilmek için, tahrif olmuş kitapları olan Tevrat’ı da vesile kılarak Müslümanlara ve mazlum insanlara olan zulmünü her geçen gün artırmaya devam etmiştir. Sadece kendi varlıklarını devam etmek uğruna hiçbir sınır tanımadan pervasızca ve her tür yöntemi kullanarak azgınlığının faturasını mazlum halka ödetmeye çalışmıştır. Belki kıyamete kadar bu özellikleri ile İslam’a ve müslümanlığa düşmanlığını ve zulmünü günbegün artıracak bir topluluk olarak varlığını sürdürmeye devam edecektir.

   Kur’an-ı Kerim varlığının zuhur ettiği günden beri yaşamaya devam eden bu topluluğun karakteristik özelliklerini saymış ve buna göre bu İslam düşmanı topluluğu ve onların işbirlikçileri  karşısında  Müslümanların almaları gereken en güzel tavrı ortaya koyması yolunda yol haritası çizmiştir. Bu bağlamda her bir Müslümanın bu topluluğu çok iyi bir şekilde tanıması ve bu topluluğa karşı kendi dini değerlerini ve insanlık onurunu koruması onun üzerine bir vecibedir.

     İşte Kur’an-ı Kerim’de İsrail toplumu ayetlerle şu şekilde açıklanmıştır:

    Bakara Suresinde: İsrailoğullarına Allah’ın verdiği nimetleri, bir zamanlar alemlere üstün kılındıkları, ahitlerine bağlı kalmaları, yalnız Allah’tan korkmaları ve Allah’tan başkasına kulluk etmemeleri gerektiği, “anneye-babaya, yakınlara, yetimlere ve yoksullara iyilikle davranmaları, insanlara güzel söz söylemeleri, namazı dosdoğru kılmaları ve zekatı vermek üzere misakta bulundukları halde az bir kısmı hariç sözlerinden döndükleri hatırlatılmaktadır.  Ayrıca onlara verilen nice açık ayetlere rağmen bu nimeti değiştirirlerse Allahın cezasının şiddetli olacağı, İsrailoğullarının önde gelenleri “Bize bir melik gönder de Allah yolunda savaşalım” dedikleri halde  üzerlerine savaş yazılınca da az bir kısmı hariç yüz çevirdikleri hatırlatılarak Allah’ın zalimleri bildiği belirtilmektedir. (Bakara: 40, 47, 83, 122, 211, 246)

      Ali İmran Suresinde: İsrailoğullarına Allah’ın elçisinin çamurdan kuş (heykeli gibi) yaparak üflemesiyle (biiznillah) kuş oluvermesi, doğuştan kör olanı, alaca hastalığına tutulanı Allah’ın izniyle iyileştirmesi ve ölüyü diriltmesi, yediklerini ve biriktirdiklerini haber vermesinin, inanmışlar için kesin bir ayet (mucize) olduğu belirtilmektedir. Ayrıca eğer doğru iseler Tevratı okumaları tavsiye edilmektedir. Çünkü Tevrat’tan önce İsrail’in kendine haram ettikleri dışında İsrail oğullarına haram edilen hiçbir yiyeceğin haram olmadığı ifade edilmiştir..  

     Maide Suresinde: Allah tarafından İsrail oğullarından söz alındığı, onlardan güvenilir 12 gözetleyici gönderilerek namaz-zekat ibadetlerini yerine getirmeleri, elçilere inanmaları, onları savunup desteklemeleri ve Allah’a güzel borç vermeleri durumunda Allah’ın onlarla beraber olacağı, kötülüklerini örteceği, ve cennetlere konulacakları; inkar ederlerse de düz yoldan sapmış olacakları belirtilmiştir. Haksız yere birini öldüren, bütün insanları öldürmüş gibi, öldürülmesine engel olmak suretiyle diriltilirse de bütün insanları diriltmiş gibi olacaktır. Apaçık belgelerle gelen elçilerden sonra yine de yeryüzünde ölçüyü taşırmışlardır. Allah’ın elçileri onların hoşuna gitmeyen bir şey getirince onlar elçilerin kimini yalanlamış kimini de öldürmüşlerdir. Hz İsa, “Rabbimiz olan Allah’a ibadet edin. O’na ortak koşanın barınağı ateştir ve cennet ona haramdır, zulmedenlerin yardımcıları da yoktur” demesine rağmen, İsrailoğullarından  “Meryem oğlu Mesih Allah’tır” diyenler kafir olmuştur.” denilmiş, haddi aşmaları nedeniyle Allah -u Teala onlara Hz. Davud ve Hz. İsa’nın diliyle lanet etmiştir. Allah (cc), Meryem oğlu İsa’ya ve annesine olan nimetini, onu Ruhu’l-Kudüs ile desteklediğini, beşikte iken de, yetişkin iken de insanlarla konuştuğunu, Kitab’ı, hikmeti, Tevrat’ı ve İncil’i öğrettiğini, apaçık bazı belgelerle (mucizelerle) desteklenmesine rağmen  onlardan inkara sapanlar, “Şüphesiz bu apaçık bir sihirdir” dediklerinde İsrailoğulları’nı İsa (as)’dan geri püskürttüğünü hatırlatmaktadır. (Maide: 12, 32, 70, 72, 78, 110)

     Araf Suresinde: Hz. Musa (as)’nın apaçık bir belgeyle geldiğini, sorumluluğunun gerçeği söylemek olduğunu ve İsrailoğullarının kendisiyle gönderilmesini Firavun’dan istediği bildirilmiştir. Zalimlerin başına iğrenç bir azap çökünce Musa (as)’dan bu iğrençlikten kurtulmaları için dua talebinde bulunarak, kurtulmaları durumunda iman edeceklerini ve İsrailoğullarını kendisiyle göndereceklerini söyledikleri görülmektedir. Zalimler tarafından (Mısır’da) horlanan ve zayıf bırakılan İsrailoğulları bereketli Kudüs topraklarına varisler kılınarak Allah’ın, sözünü tuttuğuna, Firavun ve kavminin de yerle bir edildiğine şahit olunmaktadır.

     Ayrıca İsrailoğullarının denizden geçtikten sonra putlara tapan bir topluluk görünce Musa (as)’dan kendilerine de bir ilah (put) yapmasını talep ederek ne kadar cahil bir kavim oldukları anlatılmaktadır. (Araf: 105, 134, 137, 138)

     Yunus Suresinde: Allahu Teala’nın israiloğulları’nı denizden geçirdiğini, peşlerine düşen Firavun ve askerlerinin suda boğulduğunu, Firavunun boğulacağı anda “İsrail oğullarının kendisine inandığı ilahtan başka ilah olmadığına inandım ve ben de Müslümanlardanım” dediğini, daha sonra İsrail oğullarının hoşuna gidecek bir yere yerleştirildikleri ve temiz şeylerden kendilerine rızık verildiği; kendilerine ilim gelinceye kadar anlaşmazlığa düşmedikleri, anlaşmazlığa düştükleri şey hakkında da kıyamet günü Allah’ın hüküm vereceği belirtilmektedir. (Yunus:90, 93)

     İsra Suresinde: Allah’ın, Musa (as)’a kitap verdiğini ve onu İsrailoğullarına kılavuz kılarak; “benden başka vekil edinmeyin” dediğini; İsrail oğullarının yeryüzünde iki defa kibirleniş-yükselişle bozgunculuk çıkaracaklarını; Musa aleyhisselam kendisine verilen 9 ayet (mucize) ile Firavuna gelince Firavun’un “gerçekten ben seni büyülenmiş sanıyorum” dediğini; Allah’ın israiloğullarına o yurtta oturmalarını, ahiret va’di geldiğinde hepsini derleyip toplayacağını söylediği anlatılmaktadır (İsra: 2, 4, 101, 104)

     Meryem Suresinde: Adem (as)’ın soyundan Nuh (as) ile birlikte taşınanlardan İbrahim (as) ve İsrail (Yakup) (as)’ın soyundan doğru yola eriştirilenler ve seçilen peygamberler Allah’ın kendilerine nimet verdikleridir. Onlara Rahman’ın ayetleri okunduğunda onların ağlayarak secdeye kapandıkları anlatılmaktadır. (Meryem: 58)

     Taha suresinde: Allahu Teala’nın Hz Musa (as) ile kardeşi Harun (as)’ı bir ayet (mucize) ile firavuna “Rabbinin elçileri olarak geldiklerini ve “Selam hidayete tabi olanların üzerine olsun” diyerek gönderdiğini görüyoruz. İsrailoğullarına hitaben onları düşmanlarından kurtardığını, onlarla sözleştiğini ve onların üzerine kudret helvası ile bıldırcın indirdiğini anlatmaktadır. Ancak Hz Musa (as)’ın belli bir süre oradan ayrılmasından sonra döndüğünde İsrailoğullarından bir kısmının Samiri adında birinin yaptığı bir buzağı heykeline taptıklarını görüyor. Bunun üzerine Hz Musa (as)’ın kardeşi Harun (as)’a çıkışarak kızdığını, Hz Harun’un ise “ben senin beni İsrailoğulları arasında ayrılık çıkarmakla ve sözünü önemsemediğimle suçlanacağımdan korktum” diyerek suçsuz olduğunu anlatmaya çalıştığı görülmektedir. (Taha: 47, 80, 94)

     Şuara Suresi’nde: Yine Hz. Musa’nın Firavundan İsrail oğullarını kendisi ile göndermesini talep ettiğini, onları köleleştirmenin onlara bir lütuf olmadığını, daha sonra İsrail oğullarını onlara mirasçı kıldığını anlatarak İsrail oğulları bilginlerinin bu hakikati bilmelerinin onlar için bir delil olduğunu açıklamaktadır. (Şuara:17, 22, 59, 197)

     Neml Suresinde: Kur’an’ın, İsrailoğullarının hakkında ayrılığa düştüğü şeylerin bir çoğunu aktardığı ifade ediliyor. (Neml: 76)

     Secde Suresinde: Hz Musa’ya kitap vererek İsrail oğullarına bir yol gösterici kıldığı anlatılmaktadır. (Secde: 23)

     Mümin Suresinde: Musa’ya hidayet verildiğini ve kitabın miras olarak İsrailoğullarına bırakıldığı anlatılmaktadır. (Mümin: 53)

     Zuhruf Suresinde: Onun yalnızca bir kul olduğu kendisine nimet verilerek İsrailoğullarına bir örnek kılındığı anlatılır. (Zuhruf: 59)

     Duhan Suresinde: İsrailoğullarının alçaltıcı azaptan kurtarıldığı anlatılır. (Duhan: 30)

     Casiye Suresinde: İsrailoğullarına kitap, hikmet ve peygamberlik verildiği, onları temiz ve güzel şeylerle rızıklandırdığı ve alemlere üstün kılındığı anlatılmaktadır. (Casiye:16)

     Ahkaf Suresinde: israiloğullarına “eğer bu Kur’an’ın Allah katından olduğuna İsrailoğullarından bir şahit iman etmişse ve siz de büyüklük taslayarak onu inkar etmişseniz bunun sonunun ne olacağını hiç düşündünüz mü” diyerek” düşünmeye davet edildikleri ve zalim kavme hidayet edilmeyeceği vurgulanmıştır. (Ahkaf:10)

     Saff Suresinde: Meryem oğlu İsa’nın İsrail oğullarına hitaben onlar için gönderilmiş Allah’ın elçisi olduğunu kendisinden önceki Tevrat’ı tasdik edici ve kendisinden sonra gelecek Ahmet isimli Peygamberi müjdeleyici olarak gönderildiğini söylediğinde onların “bu açıkça bir büyüdür” dedikleri anlatılır. Ayrıca inananlardan Allah’ın (dininin) yardımcıları olmalarını isteyen Meryem oğlu İsa’nın havarilerinin “Allah’ın (dininin) yardımcıları biziz” dediklerini; İsrailoğullarından bir kısmının inkar ettiğini, iman edenlerin ise Allah’ın desteği ile üstün geldiklerini anlatmaktadır. (Saf: 6, 14)

     Ayetlerden de görüldüğü gibi bu topluluğun Rabb’lerinin kendilerine olan nimetlerine rağmen ne kadar da nankör oldukları yeryüzünde her fırsatta fitne ve fesat çıkarttıkları görülmektedir. Yeryüzünde hak ve batıl mücadelesi ebediyen devam edecek bu nankör kavmin varlığı devam ettikçe Müslüman toplumun da bunlarla mücadeleleri devam edecektir. Müslümanlar bu zalim topluluğun kendileri için büyük bir imtihan vesilesi olduğunu bilmeli, onların yeryüzünü fesada boğmalarına, mazlum halklar üzerinden hak devşirmelerine, zulmetmelerine müsaade etmeyerek bu hak ve batıl mücadelesinde üzerine düşen görevi hakkıyla yerine getirmelidir.

Nurten DEMİR

02.10.2021

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir