AMELLER AMAÇLARINA GÖREDİR RAMAZAN ÖZEN
Yapılan bir işin veya yerine getirilen bir emrin hedefine ulaşabilmesi için öncelikle amacının bilinmesi ve o eylemin amacına göre yapılması gerekmektedir. Şayet o eylemde bir verimsizlik varsa veya hedefe ulaşamamışsa mutlaka amacında bir ıskalama vardır.
Bugün İslam âleminin yaşadığı en büyük sıkıntılardan biri yapılan eylemlerin, ibadetlerin amaçlarına göre yapılmamasından kaynaklanmaktadır.
Allah’ın insanlara gönderdiği son din ve son nimet olan İslam dini, bugün insanlara bir reçete olamıyorsa, bugün insanlığa bir merhem olamıyorsa bizim dini yaşama amacımızdan sapmamızdan kaynaklanmaktadır. İnsanlığa kurtuluş, barış getirmesi gereken bir din kurtuluşu ve barışı sağlayamıyorsa bu dini yaşayan Müslümanların dini yaşarken, ibadetlerini yaparken amaçlarını sorgulamaları gerekmektedir. Çünkü Allahu Teala bir şey emretmişse mutlaka orada bir amaç vardır. İşte püf nokta burada yatmaktadır. Biz bir emri yerine getirdiğimizde acaba Allah’ın belirlediği amaca göre mi yapıyoruz ya da kendimize göre bir amaç mı belirliyoruz? Allah’ın belirlediği amaç için emri yerine getiriyorsak Allah’ın muradı gerçekleşir, ama Allah’ın belirlediği amaç için yapmazsak orada Allah’ın muradı gerçekleşmez. Emir Allah’ın emri, ancak Allah’ın belirlediği amaç için yapmadığımızda ne yazık ki o bir ibadet de olsa içi boş kalmaktadır ve belli bir süre sonra anlamsız hareketlere dönmektedir.
Bugün biz Müslümanların bilgi veya kaynak sıkıntısı yok. Elimizde Allah’ın kitabı bozulmamış haliyle duruyor. Yine Peygamberin örnek modelliği ile ilgili de bir problem yok. Bu konular ile ilgili çok rahat ulaşabileceğimiz kaynaklar mevcut. Ancak ne yazık ki bu sahih bilgiler bizi mutlu ve huzurlu etmiyor. Sahabeye baktığımızda bu kadar bilgiye ulaşamıyorlardı, az biliyorlardı ancak bildiklerini Allah’ın belirlediği amaca göre yaşadıkları için İslam onlara huzur ve mutluluk verdi ve onlar Asrı Saadeti yaşadılar. Bizde ise bilgi çok ama o bilgiyi yaşadığımız amaç çok farklı olduğu için ne yazık ki saadeti bulamıyoruz. Aslında yaşadığımız din aynı ama netice farklı. Çünkü onlar Allah’ın belirlediği amaca göre yaşıyorlardı. Bugünkü Müslümanların amellerinin durumu, adeta ruhsuz beden gibidir. Beden var ama ruh yoksa o beden belli bir süre sonra kokmaya ve çürümeye başlar.
Söylemek istediklerimi örnekler üzerinden açıklamaya çalışayım.
Bizim için en doğru bilgi kaynağımız Kur’an’ı Kerim’dir. Bakara Suresi’nin girişinde “Bu, kendisinde şüphe olmayan kitaptır. Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için yol göstericidir.” (Bakara 2) Dikkat edersek ayette Allahu Teala’nın Kur’an’ı göndermekte ki amacı sakınmak isteyenler için bir yol gösterici olması olarak belirliyor. Bizler bugün ne yapıyoruz Kur’an’ı okuyoruz, bol bol okuyoruz ama niçin? Sevap kazanmak için, ölülerimizin ruhuna hediye etmek için. Allah’ın amacı gerçekleşti mi? Hayır.
Allahu Teala, bizleri uyarmak için peygamberler gönderdi. En son Hz Muhammed’i son uyarıcı olarak gönderdi. “İçinizden Allah’ın lütfuna ve ahiret gününe umut bağlayanlar, Allah’ı çokça ananlar için hiç şüphe yok ki, Resûlullah’ta güzel bir örneklik vardır.” (Ahzab 21) Allahu Teala peygamberimizi bizlere “Usvetün Hasene” yani en güzel örnek olarak gönderdi. Bizler bugün ne yapıyoruz ya öyle aşırı yüceltiyoruz ki bize örnek olamıyor ya da öyle sıradanlaştırıyoruz ki yine bize örnek olamıyor. Allah’ın muradı en güzel örnek olmasıydı ama bizler yine amacı saptırdık.
Namaz Allah’ın bütün peygamberlere emrettiği bir ibadettir. Peygamberimizin deyimiyle “Dinin direğidir.” Namaz kul ile Allah arasında bir iletişimdir. Günde beş defa Allah’ın huzurunda durup kendine çekidüzen verdiği bir ibadettir. Kur’an’ı Kerim’de “Sana Kitap’tan vahyedileni oku ve namazı dosdoğru kıl. Gerçekten namaz, çirkin utanmazlıklar (fahşa)dan ve kötülüklerden alıkoyar. Allah’ı zikretmek ise muhakkak en büyük (ibadet)tür. Allah, yaptıklarınızı bilir.” (Ankebut Suresi, 45)
“Gönülden katıksız bağlılar’ olarak, O’na yönelin ve O’ndan korkup-sakının, dosdoğru namazı kılın ve müşriklerden olmayın.” (Rum Suresi, 31.) “Onlar: “Biz namaz kılanlardan değildik” dediler. (Müddesir Suresi, 43) Ayetlere dikkat ettiğimizde namazın, Müslüman ile müşriki birbirinden ayırdığı, namazın cennetliklerin ameli olduğu, namazın kötülüklerden alıkoyduğu belirtiliyor. Peygamberimiz yine namazı, insanları temizleyen bir ırmak olduğunu, Mü’minin miracı olduğunu belirtmiştir. Bizler namazlarımızı bu amaçlarla kılmazsak ya namaz kılarız ve Allah’ın yasakladığı işlere dalarız, ya da kıldığımız namazdan bir lezzet alamayız ve namaz bize bir yük olur. Bu nedenle de öyle bir zaman geldi ki artık namazsız bir Müslümanlık ortaya çıktı.
Oruç kelimesi, sözlükte “bir şeyden uzak durmak, bir şeye karşı kendini tutmak” anlamına gelen Arapça savm kelimesinden türetilmiş ibadettir. Terim olarak oruç, tan yerinin ağarmasından güneşin batmasına kadar şer‘an belirlenmiş ibadeti yerine getirmek niyetiyle yeme, içme ve cinsel ilişkiden uzak durmayı ifade eder. (Diyanet İslam Ansiklopedisi) Oruç ibadeti Allah emri ile belli süreler içinde helal olan bazı şeylerden uzak durmak ve kendini tutmaktır. Günümüzde uzak durmak kısmını yapıyoruz ama ne yazık ki kendini tutmak kısmını es geçiyoruz. Oruçta bedenin bazı isteklerden uzak durmasını yapıyoruz ama nefsimizi tutmak kısmını ne yazık ki yapamıyoruz.
Helal olan şeylerden uzak duran Müslümanların haram olan şeylere el uzatması mümkün mü? Olmaması gerekiyor ama ne yazık ki oluyor işte. Çünkü Allah’ın orucu farz kılmasının nedeni sadece aç kalmamız ya da susuz kalmamız değildir. Takvaya ulaşmak için Allah için bazı şeylerden uzak durmaktır. Allah Resulünün deyimiyle “Kim yalan konuşmayı ve yalan dolanla iş yapmayı terk etmezse, Allah o kimsenin yemesini, içmesini bırakmasına kıymet vermez.” (Buhari) Orucu Allah’ın belirlediği amaca uygun tutmadığımız zaman ne yazık ki bize kalacak olan tek şey açlığımız ve susuzluğumuz olacaktır.
Kurban ibadetine baktığımızda da aynı neticeye geliriz. Arapça’da gerek maddî gerekse manevi her türlü yakınlığı ve yakın olmayı kuşatacak bir anlam yelpazesine sahip olan kurban kelimesi dinî terminolojide kendisiyle Allah’a yaklaşılan şeyi, özel olarak da Allah’a yakınlık sağlamak, yani ibadet (kurbet) amacıyla belli vakitte belirli cinsten hayvanları kesmeyi ve bu amaçla kesilen hayvanı ifade eder. (Diyanet İslam Ansiklopedisi) Anlamına baktığımızda kurban ibadeti insanı Allah’a yaklaştıran şey demektir. Allahu Teala “Onların ne etleri ne de kanları Allah’a ulaşır; fakat O’na sadece sizin takvânız ulaşır. Sizi hidayete erdirdiğinden dolayı Allah’ı büyük tanıyasınız diye O, bu hayvanları böylece sizin istifadenize verdi.” (Hac 37) Bizler kurbana bu gözle bakmazsak yani bizi Allah’a yaklaştıracak bir ibadet olarak bakmazsak bu kurban, ibadet değil de sadece et yemek için kesilen bir eyleme dönüşür.
Allah’ın insanlar için belirlediği sınırlardan biri de giyinmek ile ilgili emridir. “Ey Âdem oğulları! Size mahrem yerlerinizi örtecek giysi, süsleneceğiniz elbise yarattık. Takvâ elbisesi, işte o daha hayırlıdır. Bunlar Allah’ın ayetlerindendir. Umulur ki düşünüp öğüt alırlar.” (Araf 26)Allah’ın kadın ve erkeklerin giyinmeleri için belirlediği sınırlar vardır. Giyinmekteki tek amaç sadece bedenin belli yerlerini örtmek değil aynı zamanda takvaya ulaşmaktır. Giyinmekte ki amaç kimlik olmayınca, amaç takva olmayınca bugünkü yaşanılan çelişkiler ortaya çıkmaktadır. Bedeninin belli bölgeleri örtülüyor ancak ne ahlak ne de yaşantı İslami olmuyor. O zaman giyinilen tesettür olmuyor da sadece bir bez parçası oluyor.
Cihat,İslam’ın insanlara ulaşılmasını sağlamak ve İslam’ın yaşanması için en büyük eylemlerdir. Bu nedenle Allah katında çok değerlidir.“Senin vesilenle Allah’ın bir tek kişiye hidayet vermesi, üzerine güneşin doğduğu her şeyden daha kıymetli ve daha hayırlıdır!” sözüyle İslam’ın insanlara ulaşmasının Allah katında ne kadar değerli olduğunu Peygamberimiz ne kadar da güzel anlatmaktadır. Bu ifadeye bakınca cihadın amacının insanlar ile Allah arasındaki engelleri ortadan kaldırmaktır. İnsanlara İslam’ın ulaşması için yapılacak her türlü mücadele yolu cihadın kapsamındadır. Savaş ise bu mücadele yollarından sadece birisi ve en son kullanılacak yöntemdir. Çünkü İslam’ın amacı insanları öldürmek değil, insanları Allah’ın istediği şekilde yaşatmaktır. Cihat için yapılan savaşta yer almak ve canını vermek de Allah katında çok değerlidir ki Allahu Teala şöyle belirtiyor: “ Allah yolunda öldürülenler için “ölüler” demeyin. Hayır, onlar diridirler, fakat siz bilemezsiniz.” (Bakara 154)
Allah Resulü risalet hayatında savaşlara da katıldı. Medine dönemindeki on yıllık süre zarfında yapılan savaşlarda düşman tarafında 250’ye yakın insan öldürülmüştür. Yapılan savaşlarda on binlerce askerin bulunduğu orduların, fetihlerin toplamında 250’ye yakın insanın öldürülmesinin amacı nedir? Bu sayı tek bir savaşta öldürülen düşman sayısı değil, Rasulullah’ın katıldığı savaşların tamamında ki sayıdır. Savaşı kazanıyorsunuz ama düşman askerini öldürmüyorsunuz. Bu şunu gösteriyor ki amaç düşman da olsa öldürmek değil, yaşatmaktır.
Cihattaki amaç insanları İslam ile buluşturmak değilse insanları öldürmeye dönüşüyor. Allah Resulünün on yıllık nice savaş ve gazvelerinde toplam 250’ye yakın insan ölmüş iken peygamberden sonra ve bugün cihat denilince sadece insan öldürmek insanların aklına geliyor.
Bugüne bakalım, cihat yapıyorum diyen insanlar ne yapıyor? Kendilerine bombaları bağlayıp kadın, çocuk, sivil ayrımı yapmadan kendini patlatıyor. Ya da kendine bombayı bağlıyor farklı bir mezhebe inananların, Müslümanların camisinde kendisini patlatıyor. Dikkat edersek cihat amacından sapınca insan katliamından başka bir şeye dönüşmüyor.
Şeytan insanlara yaklaşırken bazen direk ibadet ve emre karşı getirerek değil de o emri amacından saptırarak insanları saptırır. Bunun ilk örneğini de Hz Adem’i saptırmasında görmekteyiz. Allahu Teala Hz Adem’i yaratıp cennete yerleştirince, O’na bir ağaca yaklaşmamasını emretti. Bu yasaklamanın mahiyetini yani amacını bize bildirilmemiştir. Anladığımız kadarıyla Allahu Teala Hz Adem’e yaptıklarının bir sınırı olması gerektiğini anlatmak istemiş olabilir. Ancak şeytan o meyvenin yasaklanmasının amacını kendince farklı yorumlayarak (yalan söyleyerek) Hz Adem’in yerleştirildiği cennetten kovulmasına neden oldu. Şeytanın amacı Hz Adem’i isyana sevk etmekti, nitekim etti de. “Derken şeytan, birbirine kapalı ayıp yerlerini kendilerine göstermek için onlara vesvese verdi ve: Rabbiniz size bu ağacı sırf melek olursunuz veya ebedî kalanlardan olursunuz diye yasakladı, dedi.” (Araf 20)
Ayette dikkat edersek ağaca yaklaşılmamasının amacını, insanın nefsine hoş gelecek bir şekilde yorumlayarak onlara “yasağın nedeni melek olmamanız için, ebedi yaşamamanız için” diye sunuyor. Hz Adem, Allah’ın ağaca yaklaşmayın emrine uymuyor. Neden? Çünkü şeytan Hz Adem’e ağaca yaklaşılmaması konusunda Allah’ın amacından farklı bir amaç öne sürdü. Hz Adem’de şeytanın öne sürdüğü amaca göre ağaca yaklaşınca cennetten kovuldu.
Bizler amellerimizi ancak ve ancak Allah’ın belirlediği amaçlara göre yaparsak o amellerin amacına ulaştığını, bizi sakındırdığını, bizi takvaya ulaştırdığını göreceğiz. Amellerimiz amaçlarından saparsa nasıl ki şeytan yasaklama emrinin amacını saptırarak Hz Adem ve eşinin cennetten kovulmasına neden olduysa, yaptığımız ameller belki de bizi cennete götürmeyecektir.
Bir amelin Allah katında değerli olması için o ameli Allah’ın belirlediği şekilde ve Allah’ın belirlediği amaca göre yapılması gerekmektedir.
