MÜTEŞABİH OLMAYAN YAZAR: MEHMET ALAGAŞ Mustafa Kirişçi
“Hiç kimseye ve hiçbir gruba: ”Size geleceğiz!” demiyoruz. Hiçbir kimseye ve hiçbir gruba :”Bize gelin!” de demiyoruz. Ne dediğimiz açıktır. Gelin hep birlikte Allah ve Resulü’nün tartışmasız daveti olan Kur’an-ı Kerim’e icabet edelim.”
Mehmet ALAGAŞ
MÜTEŞABİH MÜSLÜMAN OLMAYAN BİR YAZAR
Üniversite yıllarıydı , tertemiz yürekleriyle Allah’ın dinini yaşamaya ve yükseltmeye çalışan Müslüman gençlerle tanışmıştım. Hiçbir menfaatleri yoktu , tek dertleri Allah’ın rızasını kazanıp selamet yurduna yolcu olmaktı. Samimiyetleri , dostlukları ve duruşları beni çok etkilemişti. Söyledikleri sözler beni derinden sarsmış , zihnimde sorular oluşmuş , hayatın künhünü anlamaya çalışmış , hakikatin peşine düşmüştüm.
“Oku!” emriyle tanışmış ; hayatı , varlığı , kainatı ve kendimi okumaya karar vermiştim. İlk defa gökyüzünün , toprağın ,çiçeklerin , taşların ve de en önemlisi kendimin farkına varmıştım.
Konya’da “Düşünce Kitabevi” denilen , o yürekli Müslüman gençlerin sıkça uğradıkları ve genellikle İslami kitapları satan çok güzel bir kitabevi vardı. Bu yiğit Gençler oraya takılırlardı ve bir araya geldiklerinde önemli meseleleri konuşurlardı. Bu durum bende ciddi anlamda bir merak uyandırıyordu. Fırsat buldukça Düşünce Kitabevi’ne gidiyordum. O kitabevini dolaşıp kitapları ve yazarları merak ediyordum. Bir hafta sonu yine yolum “Düşünce”ye düşmüştü , kitapları karıştırıyordum.Tam o sırada değerli bir dostum elime bir kitap tutuşturup ”Kardeşime hediyem olsun!” demişti. Şaşırmıştım , ne diyeceğimi bilemedim. Kıt kanaat geçinen öğrencilerdik , bir kitabın fiyatı bütçemizi sarsabilirdi.
Hayatımda ilk defa bana bir kitap hediye edilmişti. Kitabın adı: ”Kişiye Özel” di , yazarının adı ise ”Mehmet Alagaş”. Hem yazarın hem de kitabın adını ilk defa duyuyordum. Kitabın adına bakarak onu en başta kişisel gelişim kitabı zannetmiştim , yazarın adı ise bende büyük bir soru işaretiydi.
Hemen yurda geldim , işlerimi halledip kitabı okumaya başladım.
“Dinle can, dinle kardaş..” hitabıyla başlayan ve yüreklere dokunan sözler vardı. Belliydi ki kitabın yazarının yüreği yanıktı. Yüreğindeki dertleri fısıldıyordu , sözleri çok samimiydi ve okuyanı çarpıyordu. Üslubu çok özgündü ve farklıydı. Sözü çok açık söylüyor , manayı direkt olarak yüreklere aşılıyordu , iletiyordu. Şunu hemen anladım ki karşımdaki yazar öylesine bir yazar değildi. Kitaplarını da herkes için yazmıyordu ; varlık sancısını çekenler , hakikati arayanlar onun hedef kitlesiydi. Kitapları sadece bu canlara, bu kardeşlere, bu “kişilere özel”di.
Kitabı yavaş yavaş , sindire sindire okumuştum. Kitap , beni çarpmıştı. Aklımdaki sorulara gereken cevapları almıştım. Yüreğim ferahlamıştı. Bu sorulara ancak bu kadar özlü ve güzel cevaplar verilebilirdi. Karşımda en cahil insana bile hitap edebilen, okuyanı teferruata boğmayan, gereksiz tartışmalar içermeyen hakikati çok özlü bir şekilde ifade eden bir yazar vardı.
Hakikate ulaşmak kolay değildir ; çok acıdır , zordur. Belli ki Hocam da “arayış” yolculuğuna çıkmış ve varlık sancısını çok derinden çekmişti. Hakikatin farkına vardıktan sonra sadra şifa olmak amacı ile bu yolculuğa çıkanlara yol gösteriyordu. Derdi memlekete Müslüman şahsiyetler yetiştirmekti. Bu amaçla kendisi gibi düşünen yürekli Müslümanlarla birlikte İzmir gibi bir yerde en başta “İnsan Dergisi” sonraları “İnsan Yayınları” adı altında “insanı” anlama ve uyandırma çabasına girişmişti.
Kendime iyi bir rehber bulmuştum. Böyle bir cenderede Mehmed Alagaş’ın kitapları imdadıma yetişti.
“Taş” ta anlamsızlığın kör kuyusuna düşmüş ve intihara giden birisinin hikayesini ve kör kuyudan çıkışını ,
“Alnımdaki Işık” ta hayatı keyfine göre , sınırsız olarak yaşayan birisinin beyin kanseri olmasının ardından hakikate ulaşması macerasını ,
“Cumali” de kabadayıların bile İslam”a yönelirse gıpta edilecek Müslümanlar olabileceklerini ,
“Din Gerçeği ve İslam” da İslam’ın gerçek anlamda ne olduğunu ,
“Tevhid ve Şirk” te çağlar boyu hak ve batıl mücadelesini ,
“Aynalar ve İnsanlar”da bir insanın ve Müslümanın hakikatle yüzleşmesini ,
“Kimlik Tercihi”nde İslami bir kimliğin ne olduğunu,
“Divane” de deli gibi görünen ama hakikati çok doğru anlayan ve anlatan bir Divane’nin hikayesini ,
“Yaşama Fırsatı”nda hayatın kıymetini ,
“İşaret Yazıları”nda karanlıklara düşenlere meşale olan işaretleri,
“İki Deniz Arasında”da Hz.Musa kıssası üzerinden verilen asıl mesajı ,
“Müteşabih Müslümanlar”da sahte ve gerçek olanı… anlamıştım.
Mehmet Alagaş ismi benim için adeta bir müfredat, bir medrese ismi olmuştu. Onu okudukça hayat eğitimimi alıyor ,hayatta kendimi buluyordum.
Kur’an-ı Kerim’i yüreğinden anlıyordu. “İyi bir Müslüman olmak için nasıl yaşanılması ve nasıl düşünülmesi gerektiği?” sorusunu Kuran-ı Kerim de arayan ve bulduğu Kurani gerçekleri çok net olarak anlatan bir yönü vardı. Defalarca okuyup da farkına varamadığımız ayetlerin hikmetlerini öyle bir hissedip anlatıyordu ki yorumları bizleri şaşırtıyordu.
Hoca’m , kekeme bir insandı. Rabb’im -hikmetine sual sorulmaz ve sual olmaz- adeta Hoca’mın dilini almıştı fakat kalemini kavi etmiş , keskinleştirmişti. Onu düşündükçe aklıma -teşbihte hata olmaz- Firavun’a karşı hakikati savunan ve kendisi de kekeme olan Hz.Musa geliyordu. O da günümüzün Firavunlarına asasıyla , kalemiyle savaş açmıştı. Tevhid ,ancak bu kadar güzel anlaşılır ve anlatılırdı. Mücadelesi “Tevhid” mücadelesiydi.
Şu cümleleri aslında işin özünü Alagaş Hoca’nın çizgisini bizlere anlatıyordu:
“ otuz kırk yıldır gücümüz nisbetince haykırmamıza rağmen sesimizi gayrimüslimler bir yana Müslümanım diyenlere dahi yeterince ulaştıramadık. Kur’an-ı Kerim’den anladığımız ve hep anlatmaya çalıştığımız en güzel gerçek , her zaman tevhid gerçeği olmuştur. Bir Müslüman için yüzünü bir muvahhid olarak Allah’a döndürmekten ve tevhid üzere yaşamaktan daha güzel daha anlamlı ve daha değerli başka hiçbir şey görmedik ve görmeyeceğiz.”
O , üzerine düşeni yapmıştı , 28 Şubat sürecinde bile çekinmeden hakikati haykırıyordu , yanar döner -müteşabih- Müslümanlardan değildi , çizgisi çok netti ve sabitti. Bu haliyle bu hafta sessiz sedasız Rahmet-i Rahman’a rücu etti. Rabbim kendisinden razı olsun , bizleri de onun gibi hakikatin peşinden giden gerçek muvahhidlerden eylesin.
“Derler ki İzmir’de -Hz. Musa gibi- hakikati haykıran bir yiğit vardır,
Ben şahidim ki o yiğidin , o muvahhidin adı Mehmet Alagaş’tır.”
