ANADOLU İNSANI EN BÜYÜK MÜFESSİR Halil HAN

Çocukken hırsızlık için bostana giren bir gence “Sana yakışıyor mu, sen namaz kılıyorsun.” demişti büyüğüm…

Anlamamıştım, anlamlandıramamıştım o zamanlar… Nasıl yani… Niçin namazla kızmıştı ki? Neden başka bir ibadet değil de Namaz…

Ta ki Kuran’ı okuyup Ankebût 45’e varıncaya kadar da bu cümlenin sırrı öylece soru işareti kalmıştı kafamda…

Şöyle diyordu ayet:  “Kitaptan sana vahyedilenleri oku, namazı özenle kıl. Kuşkusuz namaz hayâsızlıktan ve kötülükten meneder. Allah’ı anmak her şeyden önemlidir. Allah yaptıklarınızı bilir.”

O zaman aydınlanmıştı zihnimdeki soru işareti ve o zaman daha bir hayran olmuştum Anadolu insanının irfanına…

Şerden uzaklaşmayı sabitlemişti ayetle… Namaz kılan insan kötü bir işe meyl edemezdi. Namazı onu tutardı… Kötülüğe yöneleceği zaman Namaz ona kalkan olurdu…

Ayeti hayata taşımak veya hayatı ayete uydurmak bu olsa gerekti…

Namaz kılanların fahşaya yönel(e)meyecekleri inancı gelişmişti bende…

Namazın o genci alıkoymamasını da gençliğine, bilmezliğine vermiştim ama sonraki yıllarda çevrede namaz kılan koca koca adamların, yalan söylediklerini, zulüm işlediklerini, zinaya meylettiklerini, helal haram gözetmeden kazanmanın derdine düştüklerini müşahede edince bu işin gençlik meselesi olmadığını fark ettim.

Kıldığımız namazı tam olarak kavrayamamışız biz.

Kafirler, müşrikler kavramış ama biz kavrayamamışız…

Medyen’in münkirleri: “Dediler ki; Ey Şuayb! Babalarımızın taptıklarını terk etmemizi, yahut mallarımızı dilediğimiz gibi sarfetmemizden bizi men etmeni sana namazın mı emrediyor! Çünkü sen halîm ve reşîd bir insansın”

Eda ettiğimiz namazın özünden gafil kalmışız…

Bir riyaya kurban etmişiz namazımızı…

Öyle diyor ayet: “Vay o namaz kılanların haline ki, Onlar namazlarının özünden uzaktırlar. Onlar halka gösteriş yaparlar. Hayra da engel olurlar.”

Namaz nedir? Kim içindir tam bilincine varamamışız. Ana, babamız kılmamız gerektiğini öğretmiş, kılıyoruz hatta  “Cehenneme girmeye sebeplerden birinin namaz kılmamak” olduğunu da biliyoruz ama namaz bilinci oluşmamış bizde, kılınca tamamdır zehabına kapılmışız meğer…

Oysa biz , Namazla Alemlerin Rabb’inin huzuruna çıkıyoruz. – cümleyi kurmak kolay oldu da- tekrar tekrar üzerine düşünülmesi gereken bir cümle bu…

Alemlerin Rabbi olan Allah…

Sen dahil dünyadaki her zerrenin yaratıcısı olan Allah…

Ahiret aleminin tek hakimi olan Allah…

Cennet ve Cehennemin sahibi olan Allah… Onun huzuruna çıkış, onun huzurunda duruş… müminin miracı yani… Muhammedi bir duruş… Var mı daha ötesi, var mı daha yücesi?

Bir mülki amirin dahi huzuruna çıkacağında onlarca kez kendini düzelten, eksiklerini gideren, bir sonraki gidiş için de azar yememek adına eksiklerini tamamlayıp giden insan…

Senin her halini bilip duran, hatta:

 “And olsun ki insanı Biz yarattık; nefsinin kendisine fısıldadıklarını biliriz; Biz ona şah damarından daha yakınız.” diyen, sana değer vermiş, seni kaale almış Rabb’inin huzurundan çıkınca kötülük işleyebilir mi insan?

Birazdan tekrar huzuruna çıkacağı ilahın azametini, rahmetini, rağbetini, mağfiretini, şefkatini bilen, düşünen; bırakın kötülük işlemeyi ona meyl edebilir mi?

Etmez, etmemeli… Aklı varsa, şuurunu yitirmediyse kötülüğe meyl etmemeli…

Fakat ediyor işte insan… Çünkü nisyan ile malül… Çünkü “… Rabbine karşı çok nankör”…

Oysa her şeyi yoktan var eden, onca nimeti insanın emrine amade kılan Allah, insanoğlundan, sadece, dinine, değerlerine samimiyetle, sorumluluk bilinciyle sahip çıkan bir kul olmasından, hayatını bu değerlere hasr ederek yaşamasından başka bir şey istememişti…

Fakat dünyevileşen/ dünyacılaşan, ahireti bilen ama öteleyen, dininden uzaklaşan, bidatlerle muhafazakarlaşan bizler, tüm değerlerimizin olduğu gibi namazın da içini boşalttık… Manasından koparıp ruhunu ayırdık… Dinî bir ritüele indirgedik…

Namaz kılınca bitiyor diye inanmaya başladık.

Oysa namaz son nokta değil, bir başlangıçtı, sonrasına bir hazırlık, bir aşılamaydı…

Yani biz namazı kılarken, namazın da bizi kılması gerekiyordu…

Ne mi kılması gerekiyordu?

Namazın, bizi her şarta karşı adil kılması gerekiyordu…

Namazın, bizi zinaya karşı iffetli kılması gerekiyordu…

Namazın bizi şirke karşı muvahhid kılması gerekiyordu…

Namazın bizi harama karşı teyakkuzda kılması gerekiyordu…

Namazın bizi tağuta karşı kıyam eden kılması gerekiyordu…

Namazın bizi cehalete karşı kıraat eden kılması gerekiyordu.

Namazın bizi isyana, nisyana karşı sacid, Zakir, şakir kılması gerekiyordu…

El hasılı bizi Muhsin, muhlis bir Abdullah kılması gerekiyordu namazın…

Amageldiğimiz noktada, adaleti hakim kılması gerekenler bizler, adilliğimizi kaybettik.

Zinanın, fahşanın her türlüsüne alıştırıldık, iffetimizi kaybettik.

Şirkin bataklığında Mekke müşriklerine rahmet okutur olduk.

Haram, aşımızın, tuzu biberi oldu helali kaybettik.

Tuğyanla maslahat gözettik, kıyamdaki izzeti kaybettik.

Kumar masalarına terk ettik, kıraatteki ilmi kaybettik

Vel hasılı Namazımızı yitirdik, miracımızı zail ettik.. .

Namazımız kılınmadan, rahmetliyi nasıl bilirdiniz diye sorulmadan, gelin kendimize merhamet edelim…

O vakit, saat gelmeden namazın dönüştürücü gücüne kendimizi teslim edelim.

Öyle  namazlar kılalım ki bizi kötülüklerden alıkoysun…

Öyle namazlar kılalım ki huşusundan huzura basamak olsun…

Öyle namazlar kılalım ki cehennemin narına kalkan olsun… kurtuluşa ferman olsun…

Namazın da bizi kılmasına imkan tanıyalım… Gözyaşlarımızla ıslatalım Seccadelerimizi…

Uzatalım secdelerimizi ki sevgiliye en yakın yer orası…

Sürtelim burnumuzu iyice yere, sıyrılalım kibrimizden …

Sıyrılalım ki münkerden uzaklaşalım, sıyrılalım ki miraca varalım, sıyrılalım ki cennete yakınlaşalım…

“Sabırla ve Namazla Allah’tan yardım dileyelim.”

Bilelim ki huzur İslâm’da…. Kurtuluşumuz Namazda…

Halil Han

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir